Feniçka - Lou Andreas-Salomé | Kitap Yorumu

by - Temmuz 27, 2017

"Kadınları salt insani zenginlikleri içinde kavramanın, hep cinsiyetleri açısından bakmaktan, hep yarı şematize ederek görmekten kaçınmanın bu kadar zor olması ne tuhaftı. İnsan kadınları ister idealize etsin ister şeytanileştirsin, her durumda erkeğe bağlı değerlendirip basitleştiriyordu."

Lou Andreas-Salome daha hiçbir kitabını okumamışken bile bana çok ilginç gelen bir yazar olmuştur. Nitzche, Rilke, Wagner, Freud gibi adamların hayatında büyük bir rol oynamış, hepsine kendini sevdirmekle kalmamış bazılarını kendine aşık da etmeyi başarmış. Salome tıpkı yarattığı Feniçka karakteri gibi çağının ötesinde düşünen, 2017 yılında hala tartışılan cinsiyet bazlı konuları, kadının yerini sorgulayan ve feministliğin yapı taşları olarak varsayılabilecek cevaplara ulaşan bir kadın.

Kadınların üniversitede okumasının oldukça nadir görüldüğü bir dönemde İsviçre’de doktora yapmış Feniçka’yı, doktorasını yeni bitirmiş bir psikolog olan Max Wegner’ın gözünden okuyoruz. Tam ismi Fiona İvanovna Betyagin olan Feniçka’ya ismi çok uzun olduğu için Feniçka veya Fenya şeklinde hitap ediliyor. Bolca diyalog olan kitapta ikilinin konuşmalarını okumak çok zevkliydi, düşünme süreçlerini ve bahsi geçen konulara bakış açılarını kitap çok net veriyor. Feniçka, kadını bağımsız bir birey, sadece bir insan olarak göremeyen toplumun baskısına karşı çıkıyor ve o dönemde çoğu kadının cesaret edemediği bir şey yapıyor; sorguluyor. Çünkü o, kalıplara sokulmak istemiyor, ona hazırda biçilmiş rolleri oynamak istemiyor. Sadece ama sadece özgür olmak istiyor.

 "O erkeklerin yüzlerinde gördüğüm kibir yüklü aşağılamayı daha önce hiçbir yerde görmemiştim; ne de diğer kızların bakışlarından okunan, bir hemcinslerinin zarar görmesinden duydukları aşağılayıcı memnuniyeti."

Kitabın basit bir dili var, ne demek istendiğini çok açık bir şekilde ve rahatça algılayabiliyorsunuz. Hem dilinin kolaylığı hem de incecik olması sebebiyle 1-2 saatte çok rahat bitebilecek bir kitap. Salome’un Feniçka karakterinin ağzından bu konuda kendi düşüncelerini yazmış olduğunu ve kendi karakterinden ipuçları verdiğini düşünüyorum. Hem kitapta sadece kadın-erkek olarak değil, kadının kadına bakış açısı da işlenmiş. Normalde bir kitap bittiğinde üzgünsek muhtemelen sonunda trajik bir olay olduğu için olur, bu kitap bittiğinde beni üzen şey çok çok başkaydı. Kitabın kapağını kapattığımda uzun uzun nasıl oluyor da 21. Yüzyılda hala aynı konuları tartışıyoruz, hala nasıl toplum kadın için bir yer bulamadı içinde diye düşündüm. O dönemde bir kadının bir erkekle sırf baş başa akşam dışarıda dolaştığı için ahlaksız olarak görülmesiyle, şu an bir kadının sırf şort veya etek giydi diye kuyruk sallıyor olarak nitelendirilmesi ve başına gelenleri hak ettiğinin düşünülmesi ne kadar farklı? Ne kadar ilerleme gibi geliyor size? Biz şu an bunları dile getirince bile bin bir farklı türde yafta yiyoruz ama Lou Andreas-Salome bunların hepsini ta o zamanda sorguluyordu ve düşüncelerini de Feniçka ve diğer karakterleri aracılığıyla bize ulaştırmış.

Çok kısa bir okuma ancak size katacaklarının oldukça fazla olduğunu düşünüyorum. Okuduğunuz düşüncelere katılmak zorunda da değilsiniz, her birey kendi yaklaşımları konusunda özgürdür neticede ama farklı bakış açılarını görmek, farklı düşünceleri tanımak veya aynı düşünceye farklı yönlerden yaklaşılabildiğini görmek her zaman insanı geliştirir. Ben de sizi çekmese bile bir şans verin derim çünkü benim için muazzam bir kitaptı.

You May Also Like

0 yorum