Taht Oyunları - George R. R. Martin (Buz ve Ateşin Şarkısı #1) | Kitap Yorumu

by - Ağustos 03, 2017


"Bir adam korkusuna rağmen cesur olamaz mı?"
"Bir adamın gerçekten cesur olabileceği tek andır korktuğu an," dedi babası.

Taht Oyunları, dizisi ilk çıktığı andan itibaren hastası olduğum bir seri. O kadar çok seviyordum ki mutlaka kitaplarını da okumam gerektiğini düşündüm. Serinin ilk kitabı olan Taht Oyunları’nı okuyalı 2 sene oluyor ancak nedenini bilmediğim bir şekilde o kadar uzun sürmüştü ki bitirmem, bütün kitaplara sahip olmama rağmen devam edememiştim. Artık yeni sezon çıkmışken ve ben yine aşırı hevesliyken adı Buz ve Ateşin Şarkısı olan bu serinin kitaplarına da devam etmeye kararlıyım. 2. Kitaptan devam edeceğim için ilk kitabın da yorumunu paylaşmam gerekiyordu haliyle. Normal şartlarda okumamın üzerinden seneler geçmiş bir kitabın yorumunu yapamam ama söz konusu Taht Oyunları olunca bunu başarabileceğime inanıyorum.

Serinin konusunu bilmiyor olmak için ya muazzam bir spoiler kaçış yönteminizin olması lazım ya da bir kayanın altında falan yaşıyor olmanız lazım ama ben yine de kısaca spoiler vermeden başını anlatmaya çalışacağım. Ned Stark kuzeyin koruyucusu ve büyük hanedanlardan biri olan Stark hanedanının lordu, aynı zamanda da Targaryenleri tahttan indiren ve 7 Krallığın Kralı olarak tahta geçen Robert Baratheon’un en yakın arkadaşı. Robert Baratheon danışmanı olan Kralın Eli Jon Arryn aniden ölünce yeni bir El bulmak için yüzünü kuzeye, en yakın arkadaşına döner. Bu teklif hem kraldan, hem birlikte onca savaş atlattıkları ve Kral Toprakları’nı fethettikleri insandan gelince Ned Stark geri çeviremez ve iki kızını da yanına alarak Kral Topraklarına yola çıkar. Ölen Kralın Eli Jon Arryn’in eşi Lysa Arryn ile Ned Stark’ın eşi Catelyn Stark kardeşlerdir ve Ned Kral Topraklarına gittikten sonra Catelyn Stark kız kardeşinden kocasının ölümüyle ilgili gizemli bir mesaj alır ve işte tam da buradan sonra işler sarpa sarıyor diyebilirim.

Daha önce hiç dizi-filmi önceden izleyip sonra kitabı okuduğum olmamıştı. Şaşırtıcı bir şekilde diziyi önceden izlemiş olmama rağmen kitap beni hiçbir şekilde sıkmadı. Zaten baştan sona George R.R. Martin’in yarattığı, yepyeni bir dünya var karşımızda, çoğunluk bu seriyi “high fantasy” olarak kategorize ediyor. Dolayısıyla kitabı okurken sıkılmak yerine dizide zaten görmüş olduğum mekanları ve karakterleri okurken normalde oturtmakta zorlanabilecekken çok rahat gözümde canlandırabildim. Zaten henüz serinin diğer kitaplarını okumamış olsam da bildiğim kadarıyla ileriki kitaplarda dizi ve kitaplar oldukça farklı yönlere gidiyor. Ayrıca diziyi izlemiş olanlar için kitapta harika ayrıntılar var ve onları keşfetmek ayrı bir zevk veriyor. Örneğin 6. sezonun sonlarında olan bir olay var, ne olduğunu söylemeyeceğim izleyenler bilir. Ben o olayı ilk kitapta çakmıştım çünkü 6. sezonda gösterdikleri bir sahne aslında ilk kitapta geçiyor.

Bu seriyi alışılmışın dışında kılan şeylerden biri her zaman iyi adamlar kazanmıyor ki zaten karakterleri iyi-kötü diye genelde ayrıştıramıyorsunuz. Çok fazla karakter var ve her biri çok yönlü, kompleks, farklı farklı özelliklere sahip. Ayrıca hiç biri de olduğu gibi kalmıyor zaten. Tıpkı gerçek hayattaki gibi değişiyorlar, olgunlaşıyorlar. Asla “Bu ana karakter ya hayatta ölmez.” diyemiyorsunuz çünkü kahramanlar bazen bir mucizeyle kurtulamıyorlar. Ne zaman kime ne olacağı hiç belli olmuyor. Kendine ait bir dünyası, tarihi, farklı farklı geleneklere sahip halkları olan keşfetmesi inanılmaz zevkli bir seri bu anlayacağınız. Uzun kitaplar gözünüzü korkutuyor olsa bile bence mutlaka bir şans verin. Böyle kapsamlı ve paçalarından şarıl şarıl kalite akan seriler çok sık gelmiyor. Size tek tavsiyem hiç bir karaktere bağlanmayın. 😉

You May Also Like

0 yorum