Ay Işığı Sokağı - Stefan Zweig | Kitap Yorumu

by - Eylül 20, 2017


"Hiçbir şeyin benim için gerçekleşmediği, ama yine de her şeyin bana dahil olduğu duygusunu taşıyordum yalnızca."

Her Zweig kitabı gibi psikolojik çözümlemeleri leziz, işlenen duyguyu harika betimlemelerle adeta yaşatan  kısa öykülerden oluşuyor bu kitap. 80 sayfalık kitapta Ay Işığı Sokağı, Leporella, Nişan, Leman Gölü Kıyısında Bir Olay ve Avare adlarındaki bu beş kısa öyküde tahmin edebileceğiniz üzere olay örgüleri kısa ve diğer kitaplarına nazaran daha az detaylı. Yorumları okuduğumda bu kitabın Stefan Zweig’ın diğer kitapları kadar beğenilmediğini gördüm. Diğer kitaplarına ana öğün dersek, bu kitap atıştırmalıktı ve bence tadımlık da olsa yine çok güzeldi. Yine Stefan Zweig okuyanların alışık olduğu üzere farklı ve zengin karakterlere sahipti bu öyküler. Zaten şu ana kadar bu yazarın hiçbir kitabında klişe bir karaktere rastlamadım ve rastlayacağımı da sanmıyorum.

"Binlerce insanın aynı yazgıyı paylaştığını, yaşamında meydana gelen şeylerin her gün yaşanan bir trajedi olduğunu biliyordu."

Kitabı okurken sürekli ne zaman yazıldıklarını merak ettim. Okuduğum diğer kitaplarından farklı olarak savaştan bunalmış, kaçıp başka yerlere gitse bile savaşın hayaletinden kurtulamamış Zweig’ın kendi ruh halini çok fazla yansıttıklarını hissettim bu öykülerin. Stafan Zweig’ın hayatını ve ölümünü ne kadar biliyorsunuz bilmiyorum ama buradaki beş öykünün üçünde kendi için fazlaca düşündüğü ve hatta kendine uygun gördüğü bir eylemi gördüğümde bunların son zamanlarına yakın yazılmış olabileceğini düşündüm. Dünya Savaşı sırasında memleketini bırakıp İngiltere’ye taşınsa da, hatta sonrasında tamamen uzaklaşarak Brezilya’da yaşamaya karar verse de ne kadar uzakta olursa olsun, ruhunun ait olduğunu düşündüğü Avrupa’nın kendi kendini parçaladığını görmek ona acı veriyordu. Bir daha asla doğduğu yeri göremedi ve kendi dilinde yazdığı kitapları, Yahudi olduğu için kendi ülkesinde yasaklandı. Oysa Leman Gölü Kıyısında Bir Olay öyküsünde olduğu gibi, belki de o sadece evine gitmek istiyordu. Ama yine aynı öyküdeki gibi Zweig da kendi sözcükleriyle “Uzun gece” dediği dünya savaşının bitip gündüz olmasını bekleyemeyecek kadar sabırsızdı. İşte bu kitapta tamamen tanımadığı bir yerde kalmak zorunda kalan birini anlatan Ay Işığı Sokağı’nda, Leman Gölü Kıyısında Bir Olay öyküsünün evine gitmek isteyen askerinde, kendi milleti tarafından tanınmayan komutanın öyküsü Nişan’da hep Zweig’ın kendi portresinden renkler kattığını hissettim karakterlerine.


Çok kısa öyküler olduklarından konularını anlatmak biraz komple öyküyü anlatmak gibi olacağından bundan bahsetmeyeceğim. 1-2 saatte rahatlıkla bitirilebilecek bir kitap olduğundan Zweig severlerin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Hep bir “Ah keşke daha uzun olsaydı” dedim ama sonuçta kısa öykü, zaten tadımlık olması gerekiyor. Bunu göz önünde tutarak okursanız sizin de beğeneceğinize eminim. 

You May Also Like

0 yorum