Hayatımı En Çok Etkilemiş - En Sevdiğim 5 Kitap

by - Eylül 22, 2017

Arada bir aynı soruyu alıyorum: “En sevdiğin kitapları paylaşır mısın?” Çok kitap okuyunca en sevdiklerini seçmek zor oluyor ki katiyen bir tane seçmem mümkün değil ama yıllar içinde okuduğum ve hem en sevdiğim göz hizasındaki rafımda, hem de kalbimde teker teker kendi özel yerlerini edinmiş kitapların hangileri olduğunu çok net biliyorum. Beş tanesini paylaşacağım bugün sizinle ve beni nasıl etkilediklerini anlatacağım. Yaşlandıkça o rafa belki daha da çok kitap eklenecek, ama oradan hiç kitap eksilmeyeceğini adım gibi biliyorum çünkü bu sayacaklarımın yeri hep ayrı olacak. 


1. Küçük Prens: Biliyorum klişe gibi geliyor, bu yüzden de bu kitapla başlamak istedim. Ne kadar çok ortalıkta olması bazen bazı şeylerden soğutuyor olsa da insanları aslında bu kadar çok insan tarafından sevilmelerinin bir sebebi var ki bu duruma gelmiş. Küçük Prens yaşım ilerledikçe daha çok ihtiyaç duyduğum bir kitap haline geliyor. Ne zaman kendimi somut dünyaya kaptırmış, küçükken yerleri lav, dal parçalarını asa gibi görmemi sağlayan hayal gücümü kaybettiğimi hissetsem açar okurum. Ne zaman üzgün olsam bir günbatımı izleyesim gelir Küçük Prens yüzünden ve iyi gelir bana bu nedense. İsterse dünyadaki her bir insan bu kitabı konuşuyor olsun, yine yeri ayrı olacak benim için.

2. Martı: İlk 3. Sınıfta okumuştum bu kitabı. 8-9 yaşlarında ailesinden fazlaca destek gören şanslı bir çocuk olarak Martı Jonathan’la pek bağdaştıramamıştım aslında kendimi ama yine de azmine hayran olmuştum. Bir gün ritmik cimnastikle tanıştım ve o zamanlar Türkiye’de hiç bilinmeyen bir spor olduğundan kursu da çok azdı ve çevrede yoktu. Sonra Martı Jonathan’ı hatırladım, öyle bir azim yaptım ki her gün çalışarak kendi kendime en sonunda kursa gittiğimde hocayı şoka uğratacak kadar esnemiştim. Sonrasında da çok çılgın fikirlerim, büyük hedeflerim oldu. Pek çoğunda artık büyüdüğüm için ailem tarafından olmasa da çevremden “Gerçekçi olmam gerektiği” gibi çocukluğuma nazaran daha acımasız tepkiler aldım. Hep açtım Martı’yı okudum. Yapamayacağımı söyleyenlere kulak tıkamayı öğrendim, azmetmeyi ve gerçekten yeterince istersem, elimden gelen her şeyi yaparsam başarabileceğimi öğrendim. Hatırlarsanız en son yazdığım motivasyon yazımın sonunda da Martı Jonathan’a atıf yapmıştım. Her pes edecekmişim gibi hissettiğimde gözüm bu kitabı aradı kitaplığımda. Bir gün vücudumda bu kitaptaki martı fotoğraflarından biri dövme olacak ve hayatımı pek çok zaman etkilemiş olan Jonathan’ı hep yanımda taşıyacağım.

3. Simyacı: Bu kitabı nereden başlasam, nasıl anlatsam bilmiyorum. Çok net cümlelerle anlatamayacağım sanırım neden bu kitabın benim için özel olduğunu. “Bir şeyi gerçekten istediğinde bütün evren onu elde etmen için işbirliği yapar.” gibi bir cümle var bu kitapta ve bu cümle, bu inanç beni rahatlatıyor. Çünkü pek çok kez şahit oldum başıma gelenleri kötü zannederken beni aslında adım adım gerçekten istediğim bir şeye yönlendirdiklerine. Bir düşün gerçekleşmesini ancak başarısızlığa uğrama korkusu olanaksız kılar, gözümüzün önündeki hazineleri görmüyoruz bazen çünkü hazine diye bir şeyin var olduğuna inanmıyoruz gibi bu kitapta da karşıma çıkan, size sürekli söylediğim ve gönülden inandığım bu pozitif fikirler beni rahatlatıyor. Biliyorum, vazgeçmezsem bulacağım kendi hazinemi. Ve şüpheye düştüğümde Santiago ile hatırlıyorum bunu. 

4. Ben Bir Gürgen Dalıyım: Bu kitabın yorumunu yapalı çok uzun bir süre olmadı. Gerçekten kendimi ve duygularımı en iyi ifade ettiğim yorumlardan biri olabilir bu yüzden tekrar burada anlatmayacağım kitabı. Hep içten içe bildiğimiz ama yaşamın kargaşası içinde duymamazlıktan geldiğimiz acı gerçekleri çarpılabilecek en güzel şekilde çarpmış yüzümüze Hasan Ali Toptaş. Herkes okumalı bu kitabı, belki biraz canınız yanacak, belki biraz utanacaksınız türümüzün zalimliğinden ve bencilliğinden ama uyanmak gibi olacak. Bir gün bir bahçem olursa biliyorum ki bir gürgen ağacı ekeceğim ve vasiyetimde asla kesilmemesini isteyeceğim. (Oradan otoyol falan geçirmeye kalkmazlarsa tabii.)

5. Vadideki Zambak: Balzac’ın şaheseri olarak gördüğü bu eser hayatımda okumuş olduğum en güzel ve en çok sevdiğim klasik kitap. İlkokul yıllarımdan beri klasik okuyan garip bir çocuktum ve inanın bunu söylerken bir saniye tereddüt bile etmiyorum; hiçbiri bu kitabın üstüne çıkamadı benim için. Evimde beş adet Vadideki Zambak’ım ve sadece onlara özel ayrılmış bir rafım var, en güzel koleksiyonum olarak görüyorum. Bilmiyorum neden ama hiçbir kitapta bu kitapta hissettiğim kadar derin ve gerçek yaşamadım duyguları. Herkese tavsiye edemeyeceğim ama bu kitabı ne yazık ki, çünkü gerçekten ağır bir kitap. Gerek yavaş ilerlemesi olsun, gerek bol betimlemeli dili olsun okuması kolay değil. Ben ki asla kitap yarım bırakma huyum yoktur, bitirmeyi en sonunda başardığım okumamdan önce birkaç kez okumaya çalışıp bırakmıştım. Sadece en sevdiğim klasik tahtında değil, aynı zamanda beni şu ana kadar en çok ağlatmış kitap tahtında da oturuyor Vadideki Zambak.  Hala hatırlamaya çalışıyorum; Bu kitabı çok sevdiğim için mi en sevdiğim çiçek beyaz zambak, yoksa beyaz zambakları sevdiğim için mi bu kitabı okumaya karar vermiştim. 

You May Also Like

0 yorum