Warcross - Marie Lu | Kitap Yorumu

by - Kasım 14, 2017


“Fakat bazen de kendinizi tam olarak doğru yerde bulurdunuz, karşınızdakine misilleme yapmak için tam olarak doğru silahlara sahip olduğunuzu fark ederdiniz. Dolayısıyla ben de karşılık vermiştim. Hızlı, sert ve öfkeli bir vuruş yapmıştım. Sadece devrelerin ve kabloların içinde fısıldanan sözlerle vurmuştum onları.
Her şeye rağmen, tüm bunları yine olsa yine yapardım.”

Warcross’a sadece bir oyun derseniz hakaret etmiş sayılırsınız ve muhtemelen dünya çapında milyarlarca oyuncunun gazabına uğrarsınız. İster Warcross’a gerçeklikten kaçarak fantastik dünyalar içinde kaybolmak için girenlerden, ister yolda yürürken yanında sanal evcil kaplanıyla gezenlerden ya da artık gerçek para kadar değerli olan Warcross çipleriyle kumar oynayanlardan olun, bilirsiniz ki Warcross vazgeçilemez bir yaşam biçimi. Emika Chen oyunda yasadışı kumar oynayanları yakalayarak geçinmeye çalışan bir ödül avcısı. Warcross turnuvasının açılış oyunlarıyla aynı gün Emika’nın dairesinin kapısında da borcunu ödemezse tahliye edileceğine dair bir not vardır. Sadece üzerindeki baskıyı biraz unutmak için sanal gerçeklik gözlüklerini takıp izleyici olarak girdiği oyunda becerebilirse bütün borçlarından kurtulabileceği bir fırsat yakalar. Hacker yeteneklerine güvenen Emi bu riski almaya karar verir ancak milyarlarca insanın izlediği bir turnuvada görünmez olması gerekirken herkesin ona baktığını fark ettiğinde artık çok geç olmuştur.

Sanırım oyuncu bir babanın kızı olarak oyunlar her zaman hayatımın büyük bir parçası oldu. Küçükken sabahtan akşama kadar atari oynarken babamın bana ilk çıkan playstationu yanında bir sürü seveceğim oyunla birlikte getirdiği günü dün gibi hatırlarım. Hatta ilkokulda sırf COD4 oynayabilmek için eve koştura koştura geldiğim günlerde oyunda 12 yaşında bir kız çocuğu olarak koca koca adamları harcadığımdan çok hakaret yemişliğim de vardır. Anlayacağınız ben bu kitaba bayılacağımı zaten konusunu gördüğüm an anlamıştım. Marie Lu resmen benim hayallerimi (muhtemelen oyuncu olan herkesin hayallerini) kurgulayıp kelimelere dökerek adını Warcross koymuş. Kitabın tamamını kaplayan bu oyun hakkında yazarın ne kadar düşünüp, ne kadar çabalayıp, ince ince detaylar ile zenginleştirdiğini görebiliyoruz ve söylemeliyim ki harika bir iş çıkarmış. 

Bu kitabın tek sahip olduğu harika bir kurgu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Uzun zamandır açık ara okuduğum en sürükleyici ve heyecanlı kitap dersem hiç abartmıyorum. Bazı yerlerinde heyecandan tırnaklarımı yememek için kendimi zor tutarken sanki 15 dk gibi hissettiren bir sürede 100 sayfasını geçmiş olduğumu fark ettiğim oldu. Hatta ben okumadan önce oyunları çok sevdiğinden hastanede yatarken sıkılmasın diye babama götürmüştüm kitabı ve o da bir günde bitirmiş ve bunun devamı nerede diye isyan etmişti. Zaten kitabı okuyan herkeste aynı isyankar durum oluşuyor çünkü öyle bir şekilde bitiyor ki resmen devamına muhtaç kalıyorsunuz.

 Karakterlere de ayrı bayıldığımı söylemeliyim. Oyun bir ülke çapında değil de uluslararası nitelikte olduğu için her renkten, milletten karakterlere rastlamanız mümkün ki Türk bir oyuncu da var. Kendisi bir Çinli-Amerikalı olan Emika’nın takımında bile bir tekerlekli sandalyede ve bir de eşcinsel oyuncu var. Ama şöyle bir durum var; Marie Lu kitap karakterlerine bu çeşitliliği katıyor ancak gözünüze gözünüze de sokmuyor. Tıpkı gerçek hayatta da olması gerektiği gibi oradalar ve bu çok normal. Heyecan, aksiyon, aşk ve karakterler, her şey tam ayarında. Ve sanırım beni en çok heyecanlandıran şu anki VR (virtual reality) oyunları düşündüğümüzde Warcross tarzı bir sanal gerçeklik çok da olanak dışı değil. Hızlı okunan, heyecanlı ve harika bir deneyim yaratacak kitap isteyenler hemen hiç şüphe etmeden Warcross dünyasına atsın kendini. Yalnız uyarmadı demeyin, daha fazlası için kıvranma ihtimaliniz yüksek. 

You May Also Like

0 yorum