Altıncı Koğuş - Anton Çehov | Kitap Yorumu

by - Ocak 26, 2018




"Maddenin dönüşümü...Ölümsüzlüğün karşısında bu ucuz bahaneyle teselli olmak ne büyük korkaklık!"

Altıncı Koğuş yorumumda yardımcı olması için not ala ala okuduğum bir kitaptı, bunu her kitapta yapmam ancak ilk birkaç sayfasını okuduktan sonra önümdekinin 50 sayfalık dev bir kitap olduğunu anladım. Kitabın daha en başında muazzam betimlemeleriyle karşılıyor Çehov bizi. Rusya’nın unutulmuş, kenarda köşede kalmış bir taşra kasabasındaki hastanenin bakımsızlığını, kötü şartlarını adeta gözlerinizle görebiliyorsunuz. Altıncı koğuşun hastalarıyla tanışıyoruz önce teker teker, her birinin birbirinden ilginç hikayeleri var. Kitap ilerledikçe karakter çemberi daralıyor ve hastalardan İvan Dimitriç Gromov ile doktor Andrey Yefimiç üzerinde yoğunlaşıyor öykü.

İvan Dimitriç soylu bir aileden geliyor, icra müdürlüğü ve bölge sekreterliği yapmış. Takip edilme hissinden muzdarip olduğu için altıncı koğuşta yatıyor yani bir nevi paronayak. Sürekli telaşlı, gergin ve endişeli bir ruh haline sahip ancak eğitimli, düşünen ve sorgulayan bir insan. Doktor Andrey Yefimiç ise mesleğine hevesle başlamış olsa da yıllar geçtikçe kendini hastaneden olabildiğince uzak tutmaya başlamış. Aslında hastanenin kötü şartlarının, hastalara yapılan muamelenin farkında ama yaşlandıkça biraz “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantalitesine girmiş.



"Benim hastalığım, yirmi yıl içinde bütün kasabada tek bir akıllı adam bulabilmemdir. Ama o da bir deli!"

Kitap iki karaktere indirgendiğinde İvan Dimitriç ve Andrey Yefimiç arasındaki felsefik diyaloglar öyle doyurucu ve nefis ki satır aralarındaki alt metinleri keşfetmek çok ayrı bir zevk veriyor. Çehov usta tahlilleriyle çürümekte, duyarsız ve yozlaşmakta olan bir toplumun resmini çizerek dönemin Rus toplumsal yapısına ince ince eleştiriler diziyor. Eleştirileri Rus toplumuna olsa da hem evrensel, hem de zamansız ve bu da Anton Çehov gibi ustaların zamana yenik düşmeyip yıllar sonra hala eserlerinin belli bir değerinin olmasının sebeplerinden biri bence. Kitaba sosyolojik açıdan bakmayı bırakıp felsefik açıdan incelediğimizde de birbirine oldukça zıt görüşleri savunan hasta ve doktorun diyalogları insana pek çok şey sorgulatıyor. Zekaya her şeyden çok değer veren ve akılcı doktor acıyı ve mutluluğu Stoacıların görüşlerine göre tarif ederken İvan Dimitriç bu görüşün gerçek acı çekmemiş insanların şımarıklığından öteye gitmediğini savunuyor. Son olarak kitabın dilinden bahsedip daha fazla uzatmayacağım çünkü böyle kitaplar kısacık da olsalar bir satırları hakkında bile sayfalarca yazı ve inceleme yazılabilecek kitaplar. Bahsettiği ağır konulara ters olarak çok hafif bir dili var. Söylemek istediği her şeyi çok açık ve yalın bir dille, akıcı bir şekilde aktarmış Çehov. Çekinceleriniz varsa gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz. İyi okumalar.

You May Also Like

0 yorum